Fransa ve Paris ...insan bir ülkeye aşık olur mu? demeyin...oluyormuş...Şu an orda olmayı çok isterdim...bu lafları çevremden hep duymuştum ve bu da bende sempati yerine negatif önyargı oluşturmuştu. Bir ülke bir şehir veya Eiffel Kulesi..herhalde eşleriyle/ sevgilileri ile gittikleri için böyle geliyordur diyordum...
Neyse efendim, böyle böyle derken...Bir tatilimi Belçika da geçirirken bu kadar yaklaşmışken Fransa'ya da uğrayayım dedim ve gideceğim yerleri inceleyip hangi cafelerde otururum derken...Rotam Paris'e geldi...birkaç gece kaldım. Paris denince akla gelen yerleri gezdim. Dedikleri gibi var mı acaba diyerek ayrı bir gözlemledim insanları, mekanları.... kahvemi yudumlarken de yürüyenleri, konuşanları, çocuklarını parka götüren babalarını-annelerini giyim tarzlarına duruşlarına yüz ifadelerine...sanatçılar nerelerde kalır, ünlüler mezarlığı,ekmekleri, kruvasanları manzarası....derken yurda döndüm "ee nasıl buldun?" diyenlere, "yani aslında cok mesafeli ve soguk geldi, oyle gidip ruhum dinlendi bir daha giderim diyemiycem" dedim...sonra aradan bir kaç ay geçti... Havalar değişti birden ne olduysa boyle kafamda parçalar birleşti ve gözümde tek bir görüntü Eiffel kulesi izlerken içtiğim kahve ve zamanın akışının önemsizleştiği bir an ...Ve birden bir şimşek gibi çaktı...Sanki Paris bunu en başından biliyor da hani sen de büyüme kapılma gri gökyüzüm, mesafeli duruşum bundandır demişti ve beni kandırarak yollamıştı. Bense başta tuzağına düşmüş sonrasında anlamıştım beni de çarpmıştı...kesinlikle orda olmak istiyordum ..ama bu sefer tek gitmek değildi niyetim...
Aşagıda metro beklerken reklam afişlerinden çektiğim bir fotograf (tek gezerken)

No comments:
Post a Comment